Kalbinin yarısı Türkiye'de atan şehir: Üsküp

Kalbinin yarısı Türkiye'de atan şehir: Üsküp
Makedonya Meydanı

Üsküp… Bir köprüyle ikiye bölünen, Vardar nehrinin iki ucundaki iki farklı şehir sanki. Bir tarafı sakin, mütevazi, geleneksel; bir tarafı modern, hareketli, Avrupai...


Üsküp'ü gezerken bu iki farklı yaşamı da deneyimliyorsunuz. Bir tarafta Osmanlı'nın kadim izlerini, diğer tarafta hızla kendini yenileyen modern bir kenti gözlemliyorsunuz.

Manevi bağlarımızın hala çok güçlü olduğu Üsküp'e dair tüm deneyimlerimizi aktardığımız Üsküp rehberimizi nihayet sizlerle buluşturuyoruz.

Balkan göçmeni bir ailenin kızı olarak bu zamana kadar dedelerimin topraklarını görmeye gidememiştim. Ancak Balkan Turumuzun ilk durağı elbette ki Makedonya/Üsküp olmalıydı. Bir kofer bir sandık ile hayal yüklü trenlere binip Türkiye'ye göçen atalarımın geride bıraktığı izleri takip etmeliydim...

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan 16.45’te kalkan uçağımız bizi 1 saatte Üsküp’e ulaştırdı ve 9 gün sürecek olan Balkanlar maceramız böylece başladı.

Üsküp Büyük İskender Havalimanından şehir merkezine 24 kilometrelik kısa bir yolculukla kolayca ulaştık ve otelimize yerleştik. 

Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin en büyük şehri ve başkenti olan Üsküp, ülkemize yakınlığı, aramızdaki kuvvetli tarihi ve manevi bağı ve vizesiz olarak 1 saatlik uçak yolculuğuyla kolayca ulaşabilme özgürlüğü ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir şehir. Üstelik uygun fiyatlı konaklama ve yeme içme seçenekleriyle de kalplerimizi fethetti.

Otelde kısa bir dinlenmenin ardından şehir turuna başlamak için daha fazla bekleyemedik ve kendimizi Üsküp’ün sokaklarına attık. Üsküp, ülkenin en büyük şehri olsa da aslında 1 günde rahatça gezilebiliyor. İstanbul gibi metropolden sonra, 1 gün içinde yürüyerek gezip keşfedebileceğimiz bir şehre gidince kendimizi biraz garip hissetsek de, bu durum bizi oldukça mutlu etti.

Köprünün İki Ucunda İki Farklı Üsküp 

Üsküp’ü tam ortadan ikiye ayıran Vardar Nehri üzerine kurulan ve Fatih’in şehre kattığı Osmanlı mirası tarihi Taş Köprü, bu kadim şehrin iki yakasını birleştiriyor. 
Şehrin kalbi olan köprünün iki ucunda ise iki farklı şehir yaşıyor adeta…  600 yıl Osmanlı himayesinde kalan şehrin Türk tarafında kendinizi bir Anadolu kentinde gibi hissetmeniz kaçınılmaz. 
Camileri, Meşhur Türk Çarşısı, Türkçe tabelalı dükkanları, dilimizi konuşan Balkan insanları, sıcak ve samimi ortamıyla ülkemizden farksız bir Üsküp var…

Şehrin bu yakasında mutlaka görmeniz gereken yerleri de kısaca sıralayalım:

Türk Çarşısı

Üsküp Türklerinin can damarı olan Türk Çarşısı, şehre Osmanlı’nın emanet ettiği miraslardan biri. Günümüzde de aktif olan çarşıda sıra sıra dizilmiş dükkanları, restoran ve kafeleri görmek mümkün. Çarşı esnafının neredeyse tamamı az çok Türkçe konuşuyor ve sizi evinizde gibi hissettiriyor. Buradaki insanlarla aramızdaki bağın kuvvetini daha ilk andan hissediliyor. Kimi sevdiklerini emanet etmiş ülkemize, kimi gidenlerin ardından memleketlerine bekçilik etmeye devam ediyor, kimi iki ülke arasında gidip geliyor. Hepsi ülkemizi ve bizi çok seviyor ve "Üsküp sizindir, dilediğinizce gezin" diyor...

Çarşıya varınca oturup keyifli bir kahve yudumlamayı ve Türkiye’ye büyük bir sevgi besleyen, ülke gündemini en az bizim kadar iyi takip eden esnafla sohbet etmeyi ihmal etmeyin. 
Çarşıdaki dükkanların saat 17.00’de kapandığını ve akşam saatlerinde çarşının oldukça sessizleştiğini de aklınızın bir köşesinde bulundurun…

Üsküp Camileri

Şehirde yüzyıllar boyu hüküm süren Osmanlı’nın bıraktığı en değerli mirasların arasında camiler geniş bir yer tutuyor. Türk çarşısının tam ortasında bulunan Murat Paşa Camiinden başlayarak, manevi izlerimiz olan Mustafa Paşa Camii ve Alaca Camiini de görmenizi tavsiye ederiz.

Devasa Heykeller Bölgesi: Makedonya Meydanı

Şehrin Türk tarafındaki turun ardından bambaşka yapılarla karşılaştığımız diğer yakasına geçtik. Karşımızda tüm ihtişamıyla Makedonya Meydanı bizi bekliyordu. Özellikle 2010 yılından bu yana Üsküp büyük bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiş. Bu değişimin en büyük göstergesi ise devasa heykeller. ..

Bu heykellerin en dikkat çekeni ise Makedonya’nın bağımsızlığının yirminci yılına özel olarak yaptırılan ve Büyük İskender’i sembolize eden atlı savaşçı heykeli… İskender at üstünde elinde kılıcıyla köprünün diğer yakasındaki babası Philip’in heykelini selamlıyor.

Heykeller bununla sınırlı değil tabi, meydanda sayamayacağımız kadar çok heykel gördük. Çektiğimiz bir fotoğraf karesine en az 4 heykel sığdığını söyleyebiliriz. 
Bu heykeller ilk başta ihtişamı ve heybetiyle bizi kendine hayran bıraksa da kısa bir süre içinde tüm cazibesini yitirdi, ruhsuz ve anlamsız gelmeye başladı… Çünkü gerçekten sayı olarak çok fazlaydı ver anlamsızca her yeri kaplamıştı.

Makedonya meydanına son yıllarda eklenen bir diğer yapı ise arkeoloji müzesi… Üsküp’ün en gösterişli yapısı olma özelliği taşıyan müze eski bir yapı gibi görünse de henüz 2014 yılında ziyarete açılmış.

Bölgenin tarihi ile ilgili çok sayıda eserin bulunduğu müzeyi  mutlaka ziyaret edin. Ancak içinde fotoğraf çekmenin yasak olduğunu da aklınızın bir köşesine not edin.

Şehir merkezinde gezilecek diğer noktalar 

Üsküp merkezi  bir günde yürüyerek  rahatlıkla gezilebilecek bir bölge olduğu için keşfetmeniz gereken tüm yerler de birbirine oldukça yakın.
Turunuz sırasında bu ziyaret noktalarına da mutlaka uğrayın:
Rahibe Teresa Evi
Makedonya Takı
Üsküp Kalesi
Vaktiniz varsa birkaç saatinizi ayırıp Vodna dağına çıkın ve milenyum haçını görün.

Şehir Turuna Tabiat Molası: Matka Kanyonu

Üsküp’e gelmişken bu doğa harikasını görmeden olmaz tabi! Üsküp’e 15 kilometre mesafedeki bu doğa harikası kendinizi tabiat ananın kollarına bırakıp ruhunuzu dinlendirebileceğiniz bir durak…
Şehir merkezinden otobüs ya da taksi seçenekleri ile bölgeye kolaylıkla ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Yarım saat yolculuk ile benzerine az rastlanır bir doğa mucizesinin içinde buluyorsunuz kendinizi.
Matka Kanyonu’nu keşfetmenin üç güzel yolu var. Kondisyonunuza güveniyorsanız sabah erken saatte kanyona gelerek yürüyüş parkurunda ine-çıka bir tur yapın. 
Daha önce tecrübeniz varsa, kano ile gezmek de çok keyifli olacaktır. 
Ya da bizim gibi tembel işi olan tekne turlarına katılın :D Biz yürüyüş kısmını da tecrübe ettik ama Matka Kanyonunda keyif yapıp doğanın içinde huzur bulmak istiyorsanız, tekne turu yapmanızı şiddetle tavsiye ederiz. 

Yemyeşil bir doğa, devasa kayalıkların arasında usulca akan sular ve her nefeste ciğerlerimize dolan tertemiz bir hava ile Matka’da yaptığımız 1 saatlik tekne turunun hayat boyu unutamayacağımız anılar arasında yerini aldığını söyleyebiliriz.

Üsküp’te Ne Yenir?

Şehirde tadına doyamadığımız iki lezzet tafçe grafçe olarak adlandırılan güveçte kuru fasülye ve köfte (yerel halkın tabiriyle kebap). Bölgenin etleri o kadar lezzetli ki köftede herhangi bir ek tatlandırıcı kullanmıyorlar. Soğan ve yeşil biberle servis edilen köfteler, kuru fasülye ile birlikte afiyetle tüketiliyor.

Bu lezzetleri tatmak için Türk Çarşısında iki mekan önerimiz var. Biri bölgedeki ünü dilden dile yayılan Destan Köfte… Eti lezzetli, porsiyonları doyurucu ve ortamı temiz.

Diğeri ise Destan’ın popülerliğine erişemese de lezzet açısından üst sıralarda olan Kosmos. Biz ikisini de tecrübe ettik ve lezzetleri beğendik. 
Sabah kahvaltısında ise yine çarşı içinde bulunan börekçilerden damak çatlatan Balkan böreklerinden tatmayı ihmal etmeyin.

Nerede Kalınır?

Türk Çarşısının göbeğinde, Murat Paşa Cami'inin hemen karşısında bulunan bir Türk Oteli olan Aen Hotel bize kendimizi evimizde gibi hissettirdi. Türkçe bilen personeli, konumu, lezzetli kahvaltısı ve hizmetleriyle konaklamaktan keyif aldığımız Aen Hotel, eski şehir bölgesinde konaklamak isteyenlerin beklentilerini fazlasıyla karşılayacaktır.